1 Şubat 2017 Çarşamba

Yakarış

"Erken çekilen acıların ışığı, asla değişmez, parmak izi gibi ele verir insanı hayatın her döneminde"

   Sesimi duyar mısın bilmiyorum, ölümden sonra hayat var mı onu da bilmem ama inanmak istiyor insan. Çok konuşmazdık seninle biliyorsun. Ben susardım sen de beni dinlerdin. Sessizliğimin senin içinde yarattığı yankıyı duyabiliyordum. Deniz kabuğunun dalga seslerini saklaması gibi beni de sen saklıyordun içinde. Her şeyden korumak istermiş gibi, dünyanın hepimize sürdüğü isten arındırıyor gibi, masumiyetimizi temize çekiyor gibi, senin yanındayken kimse bana dokunamaz gibi. Haklıydın belki de, kıyıya vurmak istediğimde sana geldiğim günlerin masumluğuna kim dokunabilir? Bizlere bırakıp gittiğin anılarına kim dokunabilir? Boğuk sesine, kocaman kalbine, bembeyaz kanatlarına kim dokunabilir? Bir yer açmıştın içinde bana. Sığınıp girebilmem için, bir yuvaya kavuşabilmem için, her şeyim olabilmek için. Her şeyim olamasan da çok şeyim oldun sen benim. Yalnızca arkadaş değil, yalnızca hissedilen bir kan bağı değil. Dünyanın bütün kelimelerini sıralasam anlatamayacak kadar çok şeyim oldun. “Yani biraz annem biraz babam, hatta hiç görmediğim dedem, belki hiç doğmayacak oğlum.” O yaşta insan değer vermenin ne olduğunu kavrayamıyor ama sevgiyi en masum, mutluluğu en iyi o zaman kavrıyor. Hayata en çok çocukken sahip oluyor. Sana sahip olduğum yaşlarda gökyüzü bile benimdi, biliyor musun? Gitmeseydin belki gökyüzünün kararışını bu kadar sevmezdim. Ay’a aşık olup Güneş’e küsmezdim.

   Sen gittikten yıllar sonra Büyük Ada’nın bir duvarında buldum seni. Hayat kısa diyordu duvar, kuşlar uçuyor. Bir insana hayatın kısa olduğunu daha iyi öğretebilir miydin? Cehalete en çok susadığım andı biliyor musun? Senin bu dünyadan ayrılışının zehirine doymasaydım da gidişini görmemenin cahilliğine kansaydım keşke de arkamı dönüp ağlamak zorunda kalmasaydım. Artık çok konuştuğumu görsen inanır mısın? Her kar düştüğünde seni hatırladığım için kışı sevdiğimi görsen şaşırır mısın? Rahatça ağlayabildiğimi görsen kızar mısın? Ne bileyim, bu halimi görsen beni tanır mısın? Erken çekilen acıların ışığı insanlara seni anımsatır diye yüzüme adın geçtiğinde düşen gölgeleri görsen utanır mısın?Ya da her şeyi boşver de benim senden utandığımı bilsen yine yüzümü yerden kaldırmaya zorlar mısın? Sen bilmezsin ama benim senin soğuk bedenine bakmaya cesaretim olmadığı günki kadar sana yazmaya da yüzüne bakmaya da cesaretim yok. Hafızamı güçlü saysam da seni itinayla zihnime kazımaya çalışsam da senin siliniyor oluşundan utanıyorum. Sesini unutmaktan, yüzünü anımsayamamaktan, gülüşünü anlatamamaktan utanıyorum. Yaşamak kalbin atması değil, başka kalplerin senin için atması derdin hep. Ben kalbimin senin için atışının artık teklemesinden utanıyorum. Bir kişinin ölümüne üzülmek o kişi için bambaşka bir ölüm düşlemektir demişler. Ben senin kalemle çizilmiş yüzüne hiçbir ölümü düşleyemezken artık seni düşleyemez olmaktan utanıyorum. Canlı kalan hatıralarının hatrına senden son bir şey istesem acılara dolanmış kısık sesimi duyabilir misin? Acaba bu yazıyı okuyabilsen bütün utançlarımı kanatlarının altına alıp son kez bana sarılıp gider misin? Seni yaşatamasam beni affeder misin?

1 yorum:

  1. "Bunlar kelimelere dökülenlerdi,
    Fakat kalbindeki pek çok şey, söylenmemiş olarak kaldı.
    Çünkü en derin gizemini açıklayamazdı"

    "Halil Cibran"

    YanıtlaSil