"Erken çekilen acıların ışığı, asla
değişmez, parmak izi gibi ele verir insanı hayatın her döneminde"
Sesimi
duyar mısın bilmiyorum, ölümden sonra hayat var mı onu da bilmem ama inanmak
istiyor insan. Çok konuşmazdık seninle biliyorsun. Ben susardım sen de beni
dinlerdin. Sessizliğimin senin içinde yarattığı yankıyı duyabiliyordum. Deniz
kabuğunun dalga seslerini saklaması gibi beni de sen saklıyordun içinde. Her
şeyden korumak istermiş gibi, dünyanın hepimize sürdüğü isten arındırıyor gibi,
masumiyetimizi temize çekiyor gibi, senin yanındayken kimse bana dokunamaz
gibi. Haklıydın belki de, kıyıya vurmak istediğimde sana geldiğim günlerin
masumluğuna kim dokunabilir? Bizlere bırakıp gittiğin anılarına kim
dokunabilir? Boğuk sesine, kocaman kalbine, bembeyaz kanatlarına kim
dokunabilir? Bir yer açmıştın içinde bana. Sığınıp girebilmem için, bir yuvaya
kavuşabilmem için, her şeyim olabilmek için. Her şeyim olamasan da çok şeyim
oldun sen benim. Yalnızca arkadaş değil, yalnızca hissedilen bir kan bağı
değil. Dünyanın bütün kelimelerini sıralasam anlatamayacak kadar çok şeyim
oldun. “Yani biraz annem biraz babam, hatta hiç görmediğim dedem, belki hiç
doğmayacak oğlum.” O yaşta insan değer vermenin ne olduğunu kavrayamıyor ama
sevgiyi en masum, mutluluğu en iyi o zaman kavrıyor. Hayata en çok çocukken
sahip oluyor. Sana sahip olduğum yaşlarda gökyüzü bile benimdi, biliyor musun? Gitmeseydin
belki gökyüzünün kararışını bu kadar sevmezdim. Ay’a aşık olup Güneş’e
küsmezdim.
Sen
gittikten yıllar sonra Büyük Ada’nın bir duvarında buldum seni. Hayat kısa
diyordu duvar, kuşlar uçuyor. Bir insana hayatın kısa olduğunu daha iyi
öğretebilir miydin? Cehalete en çok susadığım andı biliyor musun? Senin bu
dünyadan ayrılışının zehirine doymasaydım da gidişini görmemenin cahilliğine
kansaydım keşke de arkamı dönüp ağlamak zorunda kalmasaydım. Artık çok
konuştuğumu görsen inanır mısın? Her kar düştüğünde seni hatırladığım için kışı
sevdiğimi görsen şaşırır mısın? Rahatça ağlayabildiğimi görsen kızar mısın? Ne
bileyim, bu halimi görsen beni tanır mısın? Erken çekilen acıların ışığı
insanlara seni anımsatır diye yüzüme adın geçtiğinde düşen gölgeleri görsen
utanır mısın?Ya da her şeyi boşver de benim senden utandığımı bilsen yine
yüzümü yerden kaldırmaya zorlar mısın? Sen bilmezsin ama benim senin soğuk
bedenine bakmaya cesaretim olmadığı günki kadar sana yazmaya da yüzüne bakmaya
da cesaretim yok. Hafızamı güçlü saysam da seni itinayla zihnime kazımaya çalışsam da senin
siliniyor oluşundan utanıyorum. Sesini unutmaktan, yüzünü anımsayamamaktan, gülüşünü
anlatamamaktan utanıyorum. Yaşamak kalbin atması değil, başka kalplerin senin
için atması derdin hep. Ben kalbimin senin için atışının artık teklemesinden
utanıyorum. Bir kişinin ölümüne üzülmek o kişi için bambaşka bir ölüm düşlemektir
demişler. Ben senin kalemle çizilmiş yüzüne hiçbir ölümü düşleyemezken artık
seni düşleyemez olmaktan utanıyorum. Canlı kalan hatıralarının hatrına senden
son bir şey istesem acılara dolanmış kısık sesimi duyabilir misin? Acaba bu
yazıyı okuyabilsen bütün utançlarımı kanatlarının altına alıp son kez bana
sarılıp gider misin? Seni yaşatamasam beni affeder misin?
"Bunlar kelimelere dökülenlerdi,
YanıtlaSilFakat kalbindeki pek çok şey, söylenmemiş olarak kaldı.
Çünkü en derin gizemini açıklayamazdı"
"Halil Cibran"