11 Şubat 2017 Cumartesi

Buruk

Gözlerimi açtığımda başucumda onu bulacağımı bildiğim için bu yola girdiğimi hala kabul edemiyordum. Ona bakmanın hala beni hayatta tutan tek şey olduğuna inanamıyordum. Onun yaralarına baktıkça kendiminkileri kapatıyor, akan göz yaşlarıyla ruhumu yıkıyor, bütün günahlarımı sil baştan temize çekiyordum.
Tanrıdan dilenecek bir tek hakkın olsa ondan önce ölmek isteyeceğimi biliyor bunun melankolisiyle sarhoş ona da bir kez daha aşık oluyordum. Bileğimdeki kesiklerin sorumlusunun o olduğunu ise gerçeğin yanıbaşımda aldığı nefes sesinden bir an bile unutamıyordum.
Belki de acı en bilge anlarıydı hayatımın, yüzüme bakıp neden diye fısıldayışını duymak istemiyordum. Gözlerini gezdirdi gittikçe soluklaşan tenimde.


"Nasıl vazgeçersin, yaşanacak onca yıl varken nasıl böyle kolay pes edersin? Hep aynıydın değil mi? Zayıflıkların her parçandan üstün geldi, her bırakıldığında, tutunmaktansa düşmek daha kolay geldi" Söylediklerinin beni ayakta tutmak yerine dibe çektiğini fark etmemişti.

" En büyük acı senin hayatına dokunmaya başladığında elini üstünden çekecek sanıyorsun. Sana bıraktığı silinmez izlerin sızısı dinecek sanıyorsun. Şafak yakın diye sayıklıyorsun kendi kendine. Kalbim tekrar atmaya başlayacak. Bu sefer dinecek, bu sefer kendime geleceğim derken yaralarını saran adam tarafından bir kere daha yere kapaklanmayı göze alamıyorsun. Gittiğin yerden beni kaldırmaya gelecek misin diye soramıyorsun, verilecek cevap sana ağır…Yaşadığın hayata bakıyorsun, bu kadar acı senin dünyana ağır.Ölüm diyorsun, bunları durdurabilir." Anlatması, yaşamasının yarısı kadardı. Oturdum ellerini yüzümde, nefesini boynumda hissettim. Tanrım, bu adamı bir kez daha affedebilecek miydim?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder