11 Şubat 2017 Cumartesi

Ben geldim



“Bütün ölememişliklerini tek seferde öleceği gibi, bütün ağlayamadıklarını tek seferde ağladığı gibi, bütün sahip olduklarını tek seferde yitireceği gibi. Yorulmaz insan bazen. Yorulmaz, yorulmaz, yorulmaz. Sonra birden bire yoruluverir.”

    20 yıl sonra hep gelmeyi reddettiğim kapına bugün geldim. Çok koştum, çok direndim, yorulmam sandım ağlamam sandım kendimi güçlü sandım. Yapamadım, senden kaçmaya gücüm yetmedi bugün yanına geldim. Yere yığıldım, elimden tutmana ihtiyacım vardı seni bulmaya geldim. Binlerce şeyi toplamaya çalıştım tekrar dağıttım, aramızdaki ilişki gibi her şeyi dağınık bıraktım geldim. “Bir bilsen neler yazdım, hepsini yaktım geldim.” Bugün beni biraz dinler misin? Seni affetmeye geldim. Sana yazmayı çok denedim bugüne kadar, sesim içimde yarattığın boşlukta kaybolmasa kitaplar yazardım. Yokluğunun miladını, varlığının anlamsızlığını hangi kelime yan yana gelse karşılar bilemedim, en başına alıp sonunu bize sen yaz istedim. Her şeyin başladığı geceyi hatırlıyorum. Sabahın senin için artık sadece bir saat olduğu, sonsuz bir karanlığa kendini hapsettiğin geceydi. Ben her şeyden habersiz senin beni yatırdığım yatağımda uyurken sen kardeşini toprağa vermek için gittiğinde o toprağın içine kendini de gömecektin. O geceden sonra sabahın olmasını çok bekledim ben biliyor musun? 21 aralık, unvanını senin bana tutturduğun nöbetle kaybetti. O geceden sonra ne en uzun gece dünyayla güneş arasındaki ilişkiye bağlıydı, ne benim geçirdiğim seneler aldığım nefes sayısına. İnsan mantığını acıyla savaşması için bir tarafa koyduğunda dünyanın bütün ölçüleri kalpte toplanmaya başlıyormuş. Babayla büyümek de senin yanımda duran bedeninle ölçülmüyormuş zaten. Varlığını kalple ölçmeye çalıştığımda çıkan yokluğun bana 20 yıldır ağır gelmezken şimdi beni yere yığabiliyormuş. İnsan kendini güçlü göstermek için giydiği zırhının içinde eriyip gidebiliyormuş. Bugün geri döndüğünden beri bana uzattığın eli yerden kalkmak için tutmaya geldim. Senden uzaklaşmak için aldığım tüm yollarda kaybola kaybola seni bulmaya geldim. “Annemi bıraktım sana, kimsesiz geldim. Çocukluğumun söküklerini dikebilir misin?”

   Senden af dilemekle seni affetmek arasındaki araftan çıkamadığım için elini tutmaya geldim. Beni tanımak ister misin? Seni ölüme teslim etme korkusunun üstümdeki ağırlığı, geçirmediğimiz günlerin pişmanlığıyla yer değiştirmeden aramızda hiç oluşmayan, oluşamayan aile ilişkisini kurmayı denesek yarısına gelmeden beni bırakıp gider misin? Seni suçladığım zamanlarda yüzüne çarptığım kapıları açsam, içeri girer misin? Biliyorum sen de istemezdin hayatın üstünde bıraktığı izlerin karasını benim de taşımamı. Biliyorum sen de istemezdin hayatımda fuzuli bir beden olarak yer almayı. Peki ya sen de ister miydin bir kutuyla zamanı çocukluğuma geri almayı? Baba, ben bugün buraya geçmişi bırakıp, yeniden başlamaya geldim. Seninle yıllar sonra tanışmaya, soyadını değil de kalbinden geçen kanı paylaşmaya geldim. Her zaman verip tutmadığın sözleri arkamda bırakıp sana inanmaya geldim. “Kimse inanmadı sana bir ben taptım geldim, dönecek yerim kalmadı her şeyi mahvettim geldim. Şimdi beni biraz sevebilir misin? Ben geldim.” 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder